Nişiniz (yani içinde faaliyet göstereceğiniz koçluk ve kişisel gelişim alanı) içinde kendiniz gibi hissedeceğiniz bir elbise gibidir. Size uygun olanı, tam üzerinize oturanı ve size yakışanı bulmak için epey bir giy çıkar yapmanız gerekebilir. Eğer en başından itibaren alanınızı kesin ve net bir şekilde belirleyemiyorsanız benim gibi en uygun alanı bulmak için denemeler yapmanızda fayda var. Bu yazıda kendi maceramı sizinle paylaşmak istiyorum.

Tabii ki ne aramanız gerektiği hakkında bir fikriniz varsa bu çok daha az zahmetli bir süreçtir. Benimki öyle olmadı.

Çünkü ne aramam gerektiği hakkında bir fikrim olmadığı gibi bunu nasıl yapacağımı da tam olarak bilmiyordum. Çok hızlı bir şekilde öğrendiğim tek bir gerçek vardı ki herkesin her ihtiyacını çözmeye çalıştığımda neredeyse kimseye ulaşamıyordum.

 

İlk olarak mutlu yolculuk adında bir site kurdum. Yazılar da yayınladım ama konular çok genişti ve site adeta sinek avlıyordu. Zaten herkese koçluk yapabileceğim gibi bir durum olduğu için kime hitap ettiğimi de tam olarak bilmiyordum.

İkinci web sitemi kendi ismimi adrese koyarak kurdum. Yani www.ozdenguney.com . Fakat içerik olarak tam anlamıyla “her işi yaparım abi” havasındaydı. Yaşam, kariyer, ilişki, öğrenci ne koçluğu olursa yaparım… Uzun uzun koçluğu anlatmaya ayırdığım yazılar yazdım. Açıkladım, izah ettim… tık yok…

Bu işe ilk soyunduğumda belirli bir yön duygum yoktu. Dışarıdan gelen teklifler ya da aklıma gelen “parlak fikirler” (!) arasında savrulduğumu hissediyordum.

Sürekli olarak bir sürü farklı farklı proje, iş, koçluk vs arasında bölünüp parçalanıyordum. Bu işten para kazanıyor olma noktasına gelmek gözümde büyüdükçe büyüyor, bu beni korkutuyor, korku da üzerine far tutulmuş tavşanlar gibi öylece olduğum yerde kalmama neden oluyordu.

Bazı koç arkadaşlarımın zaten önceki çalışma yaşamlarında kazanmış oldukları belirli bir kitleleri ve belirli bir alanları vardı. Örneğin kurumsal bir firmada çalışıyorlardı ve şirketleri onların kurum içinde koçluk yapmasını istiyordu. Başka arkadaşlarımın eğitimci geçmişleri vardı dolayısıyla zaten çalıştıkları belirli bir kitleye ve belirli kurumlara koçluk işini tanıtmaları ve teklif etmeleri neredeyse yeterli olmuştu.

Benim durumum farklıydı. Ben hazır bir kitle ile bu işe girmedim. Koçlukla ya da eğitim sektörüyle hiç ilgisi olmayan bir alandan dış ticaret alanından geliyordum…

Kendime uygun bir alan seçmem gerektiğini biliyordum ama bir alan seçersem seçeneklerimi daraltacağımdan korkuyordum… Bu bocalamalarla geçen bir kaç ayın ardından seçeneklerimi elemeye ve bir niş alan belirleme konusunda ciddi adımlar atmaya karar verdim.

Bu sırada 100 Koçluk Yap projesini de ilk kez hayata geçirmiştim. Bu proje bana çok farklı hayatlardan gelen, farklı farklı gündemleri olan kişilere koçluk yapma fırsatı verdi.

2010-2011’de ilk adımlarımı attığımda öğrencilerle, öğretmenlerle, ilişki sorunları olanlarla, kariyer arayışı olanlarla, aile şirketinde yönetici olanlarla, yaşamında tıkanmış olanlarla ve daha başka pek çok konuda çalıştım.

Hepsini farklı farklı yerlerden ve farklı girişimlerimin sonucu olarak buldum. Bir kısmı 100 Koçluk yap projesiyle geldi. Bir kısmını Koçluk Platformu Derneği‘ndeki gönüllü çalışmalarımda buldum. Bir kısmını gidip ücretsiz seminer verdiğim okullardan tanıdım.

Tabii ki yukarıda saydığım her bir girişim ve proje benim bir kaç ayımı aldı.

Tüm bu farklı çalışmaların içinde daha çok sevdiğim ve daha az sevdiğim konular oldu. Daha az sevdiklerimi bir daha dönmemek üzere geride bırakarak daha çok sevdiğim, daha tutkulu olduğum konulara yöneldim.

Yaşamın kendisi üzerine, değerler, inançlar, yaşam amacı, hedefler, hayaller üzerine koçluk yapmayı çok sevdim. Beni en çok tatmin eden alanlar elbette koçluğun özüne her zaman yakın kalabildiğimiz bu konular.

Fakat bu konuları çok seviyor olsam da bir tarafım hep eksik kalıyordu.

Bir bu kadar sevdiğim ve tecrübelerimi de öne çıkaracak diğer konu da işe yeni atılacak girişimcilerle çalışmaktı. Tam da bu noktada bir yol ayrımındaymışım gibi hissettim. Yaşam Koçluğu yapmayı çok istiyordum ama bir taraftan bu alanı mutlaka daraltmam gerektiğini biliyordum. Fakat girişimcilerle edindiğim tecrübeden fark ettim ki aslında iş bile konuşuyor olsak mutlaka değerlerden, inançlardan, hayallerden konuşuyoruz…

Diğer taraftan geçmiş iş hayatımın bana kazandırdığı çok önemli tecrübeler ve beceriler vardı. Bunları çöpe mi atmalıydım? Bunları şu anda yapmak istediğim işe nasıl entegre edebilirdim? Kendi araştırmalarım sırasında tam olarak bana hitap eden ya da gerçekten işime yarayacak bilgileri bulmakta, kişilere ulaşmakta  o kadar çok zorlandım ki benden sonra geleceklere verebileceğim en iyi şeyin doğru düzgün derinlikli ve sonuç üreten bir şeyler olmasına karar verdim.

Kendisine yeni bir hayat kurmak isteyen girişimcilere çok büyük bir sevgi ve daha da büyük bir saygı besliyorum. Bilinmeze doğru bir yolculuğa çıkan bu kişilerin cesaretleri ve istekleri beni inanılmaz etkiliyor. Saatlerce bu konular üzerinde konuşabilirim. Üstelik kendim de bir girişimciyim. Dolayısıyla onların acılarını, korkularını, zorlandıkları konuları birinci elden yaşadım ve yaşıyorum, empati kurabiliyorum.

Bu noktada kendi işini kurmak isteyen tüm girişimciler de hedef kitlem olabilirdi. Fakat bu pazar bile benim için hala çok çok genişti. Girişimciler için hizmet üreten binlerce çok daha güçlü yapı var. Evet tam olarak adları koçluk değil ama Kosgeb, Kadın Girişimciler için dernekler, Genç Girişimciler için kurulmuş organizasyonlar ve arkalarındaki güçlü finansal fonlarla ben onlarla aynı kulvarda yarışamayacaktım. Üstelik benim istediğim özellikle bireysel girişimcilerdi. Fakat bireysel bir girişimci bile olsa üretim değil hizmet alanını hedefliyor olmalıydı. Çünkü üretim konusunda neredeyse hiç tecrübem yoktu.

Elbise bana hala çok bol geliyordu.

Kendi işimle ilgili araştırma yaparken karşılaştığım ve çok geniş bir kitleye  hitap eden, bu nedenle de jenerik ve genel çalışmaların benim spesifik problemlerimi çözme konusunda yetersiz kaldığını fark ettim. Girişimcilik, iş kurma, pazarlama, ürün geliştirme vs konularıyla ilgili edindiğim bilgiler hiç işe yaramadı diyemem ama o bilgileri benim için işe yarayacak hale getirmek için adeta tırnaklarımla kazıdığım bir maden çalışması yapmak zorunda kaldım.

Erkek, kadın, ortak girişimciler, bireyseller, küçük şirketler, mikro işletmeler… ve bu hedef kitleye hitap eden ve hizmet veren binlerce kurum, kuruluş ve şirket… Ben bunların hepsine hizmet verebilecek miydim? Bu kocaman pazarın içinde adımı duyurmak için tanıtım ve pazarlama konusunda ne kadar girişken olmam gerekiyordu? Şirketlerin misyon, vizyon, hedef kitle bulma, pazarlama çalışmalarına başkaları baksındı… Bu nedenle girişimcilik başlığını da daha alt bir segmente indirgeme gereği hissettim.

Sonuç olarak bu büyük girişimci kitlesinin içinde koçları seçtim. Çünkü diğer girişimcilere sunulan kaynakların, bilginin ve hizmetin tam olarak biz koçlara uymadığını ve en çok faydayı burada sağlayabileceğimi hissettim.

Bütün enerjimi “kendi işini kurmak isteyen girişimci koçlara ve kişisel gelişimcilere” adamayı seçtim. Burada bile bir alt kırılıma gittim. Zaten bir kişisel gelişim işi kurmuş olup onu geliştirmek isteyenleri değil, henüz işin başında ilk adımlarını atan ya da atacak olanlara yöneldim. Benim niş alanım henüz işin en başındaki koçların ihtiyaçlarına cevap vermek (en azından şimdilik)

Bir kere bu kararı verdikten sonra her şey çorap söküğü gibi kendiliğinden geldi. Bir anda yapmam gerekenler ve nasıl yapacağım netleşiverdi. Aylardır içinde debelendiğim bataklık adeta kurudu ve ortaya ilerleyebileceğim doğru düzgün bir yol çıktı.

Bütün web sitem, seçtiğim görseller, yazılarım, çalışmalarım, pazarlama stratejilerim, eğitimlerim, koçluklarım bu niş alan içinde ve bu niş alan içinde bir takım ihtiyaçları olan hedef kitleme hitap ediyor.

Artık konuştuğum  bir tek kitle vardı ve bu kitleyle konuştuğum ve konuşacağım konular da çok belliydi. Sonuçta konu başlıklarımız belli, değil mi?

Şu anda yazılarım onbinlere ulaşmıyor. Ulaşması da gerekmiyor. Çünkü mesajım doğru kişiyi bulduğunda o kişinin kendi yolculuğu için bir fark yaratıyor. Yazdığım yazı binlerce kişiyi eğlendirip, onbinlerce hit almıyor olabilir. Fakat o bir tek kişi için çok işe yarar bilgiler içerdiğine inanıyorum. (Yani umarım siz de böyle düşünüyorsunuzdur)

Enerjimi, kafamı bir tek alanda belirli bir grup insanın bekası için harcıyorum. İşimi yaparken kiminle (hedef kitlem) ne konuştuğumu (niş alanım) biliyorum, kafa karışıklığı yaşamıyorum.

Umarım kendimden verdiğim örnek ile koçluk ve kişisel gelişim pazarında kendinize nasıl bir niş yaratabileceğinizi ve bunun nasıl bir süreç olduğunu daha net açıklayabildim.

Koçlukta yapacağınız her işin ilk adımı niş alanınızdan ve hedef kitlenizden geçiyor. Bu iki alanı belirlemeden profesyonel anlamda ilerlemeniz ve bu işte başarılı olma ihtimaliniz oldukça düşük.

Bilenleriniz biliyor. Geçen yaz Çanakkale’ye yerleştim. Ailem, arkadaşlarım ve Çanakkale’deki çevrem görünürde hiç bir şey yapmıyorken bu müşterileri nereden bulduğumu bir türlü çözemiyorlar. Hatta nasıl bir koçluk ve tam olarak ne iş yaptığımı bile çözemiyorlar. Fakat bunun hiç bir önemi yok. Önemli olan kim olduğumu, ne iş yaptığımı ve size nasıl daha fazla faydalı olabileceğimi size anlatabiliyor olmam. Önemli olan tek şey, sizin, benim ne iş yaptığımı anlamanız. Size, nasıl yardım edebileceğimi anlatabiliyorsam bu yeterli.

Tabii ki bu noktaya gelinceye kadar çok fazla zaman da kaybettim.

Benim amacım kendi işini yapmak isteyen koçlara ve kişisel gelişimcilere hızlı bir şekilde ilerleyebilecekleri iyi bir yol haritası sunmak ve bu yolda ilerlerken karşılaştıkları zorluklar nedeniyle her seferinde aylarca vakit kaybetmeden başarıyı yakalamalarına yardım etmek.

 

Umarım bu kişisel paylaşımla size ilham verebilmişimdir. Kafanızı biraz daha netleştirebildiysem ne mutlu bana. Siz de kendi deneyimlerinizi yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.

Yorumlar

yorumlar