Bazıları kafasına koyduğunu sanki parkta yürüyüşe çıkmış gibi rahat bir şekilde yapabiliyorken, neden geri kalanlarımız tüm zekamıza, yeteneklerimize ve tüm isteğimize rağmen hayatımızda arzu ettiğimiz değişiklikleri yapamıyoruz?

Değişmeyi, gelişmeyi, hayat kalitemizi arttırmayı bu kadar çok isterken; bu değişimleri gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğumuzu bildiğimiz halde ve bu kadar çok kişisel gelişim kitabı, semineri, çalışması vs. ile kendimizi desteklememize rağmen neden bir türlü o değişimleri yaratamıyoruz hayatımızda?

Neden bir çoğumuz için meselenin adı basitçe “isteklerini gerçekleştirmek” olamıyor da; olay bir şekilde dönüp dolaşıp “kendimizle mücadele” haline geliyor?

 

Aslında bunun çok basit bir cevabı var.

Cevap, hiç kimsenin şimdiye kadar düşünmemiş olduğu, yeni keşfedilmiş bir bilgi parçacığı falan değil. Tam aksine, bu her daim gözümüzün önünde olan bir bilgi. Birilerinden, bir yerlerden sürekli duyduğumuz ve işte tam da bu nedenden dolayı artık görmezden geldiğimiz, dikkate almadığımız çok basit ve temel bir bilgi.

 

İster dünyanın en zor mücadelesi olsun; isterse dünyanın en kolay işi olsun, bir şeyi yapamıyorsanız nedeni en temelde bu 3 şeye bağlıdır:

  • Fiziksel enerjiniz düşüktür;
  • Zihinsel gücünüz zayıftır;
  • Duygusal dayanıklılığınız yeterli değildir;

Yazının sonunda aklınıza gelen tüm gerekçelerinizin bu 3 nedenden birine dayandığını siz de fark edeceksiniz.

 

Hemen detaylı bir şekilde bakalım:

 

Fiziksel enerjimiz:

 

Fiziksel enerjimin beni kelimenin tam anlamıyla yarı yolda bıraktığı günü dün gibi hatırlıyorum.

2010 yılıydı, Acıbadem’de bir apartmana taşınmıştım. Kurtköy’deki eski evimde olduğu gibi site içinde yürüyüş yapabileceğim bir yer olmadığı için sabahları 6.30 da kalkıp motoruma atlayıp Caddebostan sahiline iniyor ve Bostancı’ya kadar yürüyüp geri geliyordum. Duşumu alıp, giyinip günüme böyle başlıyordum. (Motivasyona bakar mısınız!)

Ta ki günlerden bir gün yürüyüşün ortasında pili bitmiş bir bebek gibi oracıkta kalıncaya kadar…

İnanın, olayı dramatize etmek için abartmıyorum. Hani arabanın benzini bitti mi biter ve 100 metre ilerideki benzinciye kadar gayret edemez ya… İşte o anda bana da Anthony Robbins gelip koçluk yapsa o parkur bitmezdi… Uzun bir süre boyunca banklardan birinde dinlendikten sonra, son canımla bir taksiye binip kendimi evime zor atmıştım… (düşük tiroid sorunu olanlar nasıl bir şey yaşadığımı hemen anlayacaktır.)

Bu çok uç bir örnek.

Fakat, ya öldürmese de süründüren bir enerji düzeyiyle yaşamaya çalışıyorsak ve bunun farkında bile değilsek…

Çünkü mesele kısa süreli enerji bulmak değil. Mesele birilerini bir şeyleri iyi kötü idare edecek kadar enerjiyi bulmak değil. Onu çay, kahve, abur cubur vs. hallediyor zaten.

 

Asıl mesele uzun süreler alacak olan gerçek değişimleri yaratmak için uzun ömürlü stabil bir enerjiye sahip olmak… yani biraz duracell pili gibi uzun süreli gitmek…

 

Demek istediğim uzun soluklu fiziksel gücünüz yoksa sabah saat 6.30 da kalıp o sahile dikilmemiz de bir işe yaramıyor.

Fiziksel enerjimizde sorunlar yaşıyorsak bırakın sabahın köründe spor yapmayı, insan dünyada en çok sevdiği şeyleri bile yapmaktan aciz hale geliyor; değil ki kendimizi sıkıp, gayret edip hedef gerçekleştireceğiz.

 

Sizin de, yapmayı gerçekten çok istemenize rağmen,  kendinizde samimi bir şekilde güç bulamadığınız için yapamadığınız şeyler var mı?

 

Mesela sürekli olarak, yorgun, bitkin ve tükenmiş hissettiğiniz için kuzu kuzu gözünüzün içine bakmalarına rağmen çocuklarınızla oynayamadığınız ve bir an önce uyumalarını dilediğiniz oluyor mu?

Her sabah, sanki yeni sevgilinizle buluşacakmışsınız gibi ışıl ışıl, cıvıl cıvıl, enerji dolu, sağlam bir kafayla mı kalkıyorsunuz; yoksa buzdolabının kapağında ya da kahve fincanın sapında mı uyanıyorsunuz?

Yoksa gün içindeki yoğunluğa ayak uyduracak enerjiyi bulabilmek için sürekli bir şeyler atıştırmak ihtiyacı mı duyuyorsunuz?

Açıkçası,

günlük rutin işlerinizi yerine getirecek enerjiyi nereden bulacağımızı bile kara kara düşünüyorken

hiç bir hedef, vizyon- misyon alıştırması, yok efendim motivasyon, verimlilik çalışması sizi bir yere götüremez.

 

 

Zihinsel Gücümüz:

 

Zihinsel güçümüz şunları kapsıyor:

  • Odaklanma gücü (yani hedefimize yapışabilme gücümüz),
  • zihinsel berraklık,
  • dikkat gücü,
  • zeka keskinliği,
  • algılarımızın açıklığı,
  • hafızamızın gücü vs.

 

Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Özetle demek istediğim şu: hedeflerimize ulaşabilmek için beyinsel işlevlerimizin en üstün kapasiteyle çalışıyor olması gerekiyor.

– Sizin zihinsel sağlığınız ne durumda?

– Sabahları kafanız ayık mı? Akşamdan kalma gibi misiniz?

– Ayılmanız öğle saatlerini buluyor mu?

– Dikkat eksikliğiniz var mı? Dikkatiniz çabucak o konudan bu konuya oradan da bambaşka bir konuya atlıyor mu?

– Gece yatağa girdiğinizde zihninizi bir türlü yavaşlatamıyor musunuz?

– Kafanız götürmediği için zaman zaman kimsenin sizi bulamayacağı bir yerlere kaçma ihtiyacı hissediyor musunuz?

– Sürekli bir şeyler unutup duruyor musunuz?

 

Zihinsel güç eksikliğimizin hedeflerimize ulaşmamızı nasıl etkilediğine kısaca bakalım.

 

Diyelim ki yeni bir hedef belirlediniz:

  • para biriktirmeye başlamak istiyorsunuz,
  • sigarayı kesin olarak bırakmaya karar verdiniz,
  • fazla kilolardan kurtulacaksınız ya da
  • ailenizi daha sık ziyaret edeceğinize söz verdiniz kendi kendinize…

 

Koyduğunuz bu hedeflerin daha mürekkebi kurumadan araya çok daha önemli (!) işlerin girdiği oldu mu?

 

Hayatın araya dalıverdiği ve sizi oradan oraya sürüklediği, tam da kurmuş olduğunuz tüm düzeninizi bozduğu oldu mu hiç?

 

Benim oldu… hem de milyonlarca defa.

 

Tam diyete başladınız, elinde pasta börekle misafir çıkar gelir yada sizin bir davete katılmanız şart olur.

Tam para biriktirmeye başlayacaksınız, bir ihtiyacınız (!) ortaya çıkıverir.

Tam sigarayı bırakacaksınız, sinirlerinizi tamamen harap eden (ve bu nedenle de şu anda asla sigarayı bırakamayacağınız) bir haber alırsınız…

 

Peki, tam da bu noktada bir şey sormak istiyorum:

 

Bunlar bir tek bizim mi başımıza geliyor? Bütün bunlar kimseyi bulmuyor da bir tek bizi mi buluyor?

Her gün gözünü açıp hayat mücadelesine dalıp bir sürü işler başaran milyonlarca insan var. Ne yani, onların hayatlarında aksi giden hiç mi bir şeyler olmuyor?

Onlar görünmez bir el tarafından korunuyorken, biz açıkta kalmış değiliz.

 

Aramızdaki fark daha basit:

Bu insanlar hedeflerine ve elde etmek istedikleri sonuçlara kene gibi yapışabilecek zihinsel güce sahip iken; biz karşımıza çıkan başka başka gündemlerin rüzgarına kapılıp savruluveriyoruz.

 

Başaranlar,  zihinlerini başarmak istedikleri konuya çapalayıp kimsenin ya da hiçbir olayın onları o demirledikleri yerden ayırmasına izin vermiyorlar.

 

Hayatın getirdiği rüzgarlar ve hatta fırtınalar karşısında zihinsel gücünüzle sağlam duramıyorsanız aklınızın o konudan o konuya savrulması, bir gün önce koyduğunuz hedefi ertesi gün unutmanız çok normal.

Çünkü o hedef, o amaç, o gaye, o istek üzerinde yeteri kadar uzun süre durmanızı sağlayacak zihinsel kondisyonunuz eksik.

Eğer çayınızı, kahvenizi içmeden zihinsel gücünüze kavuşamıyorsanız; ilk sigaranızı tüttürmeden işe koyulamıyorsanız öncelikle işe bu kısmı düzeltmekle başlayın. Yoksa benim gibi eski defterlerin arasında unutup bıraktığınız daha çok hedef çalışmasıyla karşılaşırsınız.

 

Duygusal dayanıklılığımız:

 

Duygusal dayanıklılığınız ne durumda?

Ortada elle tutulur bir neden yokken bile devamlı depresyon benzeri belirtileriniz var mı?

Duygudan duyguya çok hızlı geçişler yapıyor musunuz? Bir an dünyayı fethedecekken, bir an sonra karalar bağlıyor musunuz?

Sinirlerinizi yıpranmış buluyor musunuz?

Bazen karşı kaldırımdan yürüyen biri bile sizi rahatsız etmeye yetebiliyor mu?

Strese girdiğinizde neler oluyor?

 

Bazen dışarıdan gelen en ufak bir etki bile söylenmenize, sinirlenmenize, kızmanıza, ağlamanıza vazgeçmenize, kabuğunuza çekilmenize ya da ortalığı yakıp yıkmanıza neden oluyor mu?

 

Hedefinizle ilgili çevrenizden gelen eleştirilere rağmen sağlam durabiliyor musunuz? Yoksa bu eleştiriler sizi duygusal bir bataklığa geri mi çekiyor.

 

Hani tam kilo vermek için diyete başlarsınız da birisi size bilmiş bilmiş şişmanlığın ne fena bir şey olduğunu, bir an evvel zayıflamanız gerektiğini, yoksa maazallah hastalanıp daha da kötü olabileceğinizi anlatır da anlatır sanki siz başka bir gezegenden yeni inmiş de bu konulardan hiç haberiniz yokmuş gibi…. siz de sinir içinde kendinizi izah etmeye çalışırsınız… olgun bir tavır sergilemeye ve duygularınızı belli etmemeye çalışırsınız…

Bu duruma düştüğünüz için bozulur, kendinize kızmaya başlar, öfkelenir, bir duygu fırtınasına düşer ve sonunda duygularınız bastırmak için en iyi bildiğiniz yoldan gider ve eve dönerken her zamanki marketinize kısa bir ziyarette bulunuverirsiniz…

(Sizi bilmem ama benim başıma geldi 🙂 … Hem de birden fazla kere)

 

Hani birisiyle aranızı tam düzeltmeye karar verirsiniz… ona artık çok iyi davranmaya söz verdiğiniz gün sinirlerinizi en çok zıplatacak konuyu açmasa… aslında gül gibi geçinmeye başlayacaktınız…

 

Gökyüzünden geçen tek parça bulut bile sizi bunalıma sokmasa aslında çok işler yapacaksınız…

 

Ya da canınız artık o kadar yanar ki hırslanmış bir vaziyette artık kesinlikle ve tamamen hedefinize kitleneceğinize söz verirsiniz… Sonra güzel bir haber alırsınız… misafirler gelir… arkadaşlarınızla dışarı çıkarsınız… modunuz değişir… yaşadığınız acı, hırs ve hedefiniz de unutulup gider… ta ki canınız yeniden çok fazla yanmaya başlayıncaya kadar…

 

Hedeflerini tereyağından kıl çeker gibi başardığını düşündüğümüz insanların başlarına böyle şeyler hiç mi gelmiyor?

Elbette geliyor!

 

Fakat onların bizim gibi en ufak bir olayda duygusal dengeleri alt üst olmuyor. Duygusal açıdan çok daha fazla dayanıklılar. Duygularının dolup taşmasına izin vermiyorlar. Sinirleri çabuk bozulmuyor. Gülüp geçebiliyor ya da kararlılıklarını bağladıkları o duyguları çok daha uzun süreler boyunca üzerlerinde taşıyabiliyorlar…

 

Embed from Getty Images

 

 

Peki ne yapacağız? Kaderimize razı mı olacağız?

 

Hayallerimizden vazgeçmek bir seçenek olmadığına göre işe öncelikli olarak bedensel, zihinsel ve duygusal performansımızı yükseltmekle başlayacağız.

 

Yazının bu kısmını tamamlamak için 2 gündür kıvranıyorum… Ağzımıza sakız olmuş bu çözümleri size tazeleyici bir üslupla nasıl anlatabileceğimi düşünüp duruyorum… En iyisi bu defa içinize işlemesini ve sizi eyleme geçirmesini dileyerek olduğu gibi yazmak.

 

Yapmamız gereken şey:

 

Fiziksel enerjimizi,

zihinsel gücümüzü ve

duygusal dayanıklılığımızı

arttıracak eylemlerde bulunmak; bunların azalmasına neden olan eylemlerden kaçınmak.

 

Yani

Bedenimiz (vücut, zihin, duyguların toplamı) dediğimiz bu makineden iyi bir performans almak için içine doğru yakıtı koymamız ve yanlış yakıtlardan tamamen  kaçınmamız gerekiyor.

 

Tam da bu noktada çok önemli bir not düşmek istiyorum:

 

Çoğunlukla boğazımızdan geçen şeylerin fiziksel bedenimiz üzerindeki etkilerini az çok fark edebiliyoruz da, zihinsel faaliyetlerimiz ve duygularımız üzerindeki etkilerini çok fark edemiyoruz.

Başka bir deyişle yiyip içtiklerimiz ile bedensel problemlerimiz arasındaki bağı daha kolay yakalıyoruz da boğazımızdan geçenler ile zihinsel ve duygusal problemlerimiz arasındaki bağlantıyı çok daha zor farkediyoruz.

 

  • Varlığımızın bize gönderdiği fiziksel, zihinsel ve duygusal sinyallere karşı duyarlılığımızı geliştirmemiz,
  • Beslenme düzenimizi gözden geçirip yeniden düzenlememiz;
  • Performansımızı etkileyen alışkanlıklarımızı bırakmamız;
  • ve kendimizden en iyi verimi alabileceğimiz yaşam tarzlarını benimsememiz gerekiyor.

 

(Oh, söyledim işte!

‘İki saattir anlatıyor, yine mi buraya bağlandı konu’ demediniz umarım.)

 

Yukarıda 1-2 paragrafta özetlediğim çözümlerin birer cümlelik özetler olduğunu ve istediğimiz değişimlerin çok uzun süreler alacağının farkındayım.

Bu günden yarına hepsini birden değiştirin demiyorum.

Size en kolay gelenden ya da en çok fark yaratacak olandan başlayarak değiştirmeye başlayabilirsiniz.

 

Henüz 2016 yılının başındayız. 2017 yılına girerken yani 12 ay sonra

“Geçen sene şu alışkanlığımı bırakmıştım ve kendimi çok daha iyi hissetmeye başladım, bu sayede şunları şunları başardım” demek güzel olmaz mı?

 

Takip eden yazılarda bunları nasıl başarabileceğimizi bol bol anlatacağım.

 

Ben geçen sene 1 Ocak 2015’te sigarayı bırakmıştım. 4 gün önce büyük bir mutlulukla ilk senemi kutladım! 🙂

2016 için hedefim şekeri daha doğrusu karbonhidrat tüketimimi sınırlandırdığım bir yeme düzenini oturtmak.

 

Siz de 2016 yılı boyunca yukarıdaki bu 3 alandan birinde ya da belki hepsinde iyileşme sağlayacak bir değişiklik yapacak olsanız, bu ne olurdu?

Sizin 2016 için üzerinde çalışmayı seçtiğiniz bir hedefiniz var mı? Yorumlarda paylaşır mısınız?

Yorumlar

yorumlar