Bu yazıda nasıl bir üslupla kibar bir şekilde hayır diyebileceğimizden ziyade hayır dememizi sağlayacak içsel süreçlerimizi anlatıyorum. Çünkü “hayır” deme sorunu yaşıyorsanız eminim ki zaten kibar bir insansınız ve anlatacağım bu içsel bariyerleri aştığınızda kendinizi kibar bir şekilde ifade edebilirsiniz.

İçimizde kocaman bir “HAYIR!!” haykırışı yankılanırken dilinizden yarı bilinçsiz bir halde “evet” çıktığı oluyor mu? … Benim oluyor…eskiden çok daha fazla oluyordu. Fakat kendime haksızlık etmiş olmayayım. Son bir iki senedir “hayır” deme konusunda kendimi oldukça geliştirdim. Şimdilerde pek çok şeye daha kolay hayır diyebiliyorum. Tabii ki her şeyi red eden “zor” bir tip haline gelmedim ama beynimdeki nöronlar bile henüz parlamaya başlamadan otomatik bir “evet” cevabını da yapıştırmıyorum artık.

“Hayır” diyebilmek öncelikle beynimizde ve kalbimizde başlıyor, işin üslup tarafı kendiliğinden gelişiyor.

Dilimize gelinceye kadar bu konuyu öncelikle içimizde halletmemiz gerekiyor. Bu “hayır” diyebilme işini başarırken mevzi kazanmamız gereken içsel süreçleri aşağıda bazı başlıklar halinde toparladım. Bunlar benim kendi “hayır” deme sürecimde yüzleştiğim ya da farkına vardığım konular.

 

Kemerleriniz bağlayın, sert bir giriş yapacağız:

 

Herkesi memnun etmeye çalışmaktan vaz geçin

Ben kibar bir insanım. Nazik biriyim. Kimseyi kırmak, üzmek, darıltmak istemem. Kimsenin hatırı kalsın istemem, kimseyle aram bozulsun istemem… Kibar, saygılı, sınırlarını bilen, nazik insanlarla çevrelenmiş olmayı severim… Eminim siz de öylesiniz.

Ben aman kırgınlık, dargınlık olmasın, aman Özden aksi, uyumsuz demesinler diye başkalarını memnun etmek için epey mesai harcamış birisiyim. Belki siz de benim gibisiniz…

Fakat kibar olacaksınız diye herkesi memnun etmek için çırpınan biri haline gelmeyin. Kibar ve nazik olmak başka bir şey çevrenizdekileri sürekli memnun ve mutlu etmeye çalışan birisi olmak başka bir şey.

Ben böyle biriydim. Ailemi, arkadaşlarımı, dostlarımı mutlu etmenin peşinde, kendisini ihmal eden biriydim. Bunun altında yatan nedenlere hiç girmiyorum (çünkü kocaman bir kitap olur), fakat asıl önemlisi şu ki, “hayır” demeye “nazik, uyumlu, iyi insan insan” olarak algılanma isteğimden vaz geçmemle birlikte başladım.

Kendinize izin verin.(Kaba birisi olma konusunda değil; önce kendinizi memnun etme konusunda)

“Hayır” deme sorunu yaşıyorsanız, muhtemelen isteseniz bile kaba ve duyarsız bir kişi olamazsınız.

Herkesi memnun eden, kimseyi reddetmeyen birisi olmak zorunda değilsiniz. Böyle olmamaya sizin de hakkınız var. Sizin de “hayır” demeye hakkınız var. Çünkü sizin de kendinize ait öncelikleriniz, planlarınız, programlarınız var.

 

Karşınızdaki adına düşünmeyi bırakın

Kişisel gelişim işinde olduğunuza göre sizin de benim gibi aşırı empati yapma sorununuz olduğunu var sayıyorum. Bu yönünüzü kontrol altına alın ve daha yönetilebilir bir hale getirin.

Her gün hepimiz bir sürü iyi ya da kötü davranışa maruz kalıyoruz. Tüm bu davranışlar ve olaylar karşısında nasıl bir zihinsel tutum içinde olacağımızın sorumluluğu kimde!?

Örneğin trafikte bir maganda bize bir hareket yaparsa, o anda bir çok şey hissedebiliriz. Sinir krizi geçirmek ya da müziğin sesini açıp kendi dünyamıza dönmek tamamen bize bağlı. Bizim sorumluluğumuzda ve bizim elimizde.

Tıpkı bunun gibi karşınızdakinin “hayır” cevabına vereceği tepki tamamen kişinin kendi sorumluluğundadır. Bu sizin değil; onun işi.

Varsayımlardan kaçının: “Hayır” dersem darılır, kırılır”, “benden başka kimseden yardım bulamaz”, “bana küser”, “ben yardım etmezsem, yapamaz” … bunların hepsi sizin varsayımlarınız. Bu varsayımlarınız sonuçta doğru bile çıksa bunu dert etmek sizin işiniz değil.

 

Ben bir noktada şunu fark ettim:

Karşımdaki insanla empati kuracağım diye, içimdeki insanın duygularına sırt çeviriyordum… Böyle bir empati olamaz. Birileriyle empati yapacaksak önce kendimizle yapmayı öğrenmeliyiz.

 

Benim içimdeki insanın ne hissedeceğini hiçe sayarak başkalarının duygularını kırmamaya özen göstermem çok yanlıştı. Açıkçası “hayır” demeyi becerebilme konusunda bana yardımı dokunan en büyük farkındalığım bu oldu.

Lütfen siz de birisine “hayır” dediğinizde, hali nice olacak diye dertlenmeden önce; istemeyerek “evet” dediğiniz takdirde içinizdeki insanın halinin ne olacağını değerlendirmek için 1 dakikanızı ayırın…

 

Zamanınızın değerini bilin

Bir önceki yazımda da altını çizdiğim gibi zamanımız kısıtlı. Kendinize verdiğiniz sözleri her zaman aklınıza ve kalbinize yakın tutun. Kendinizi neye adadıysanız önceliği ona verin.

 

Hangi işi bitirmek için kendinize söz verdiğiniz?

Kendinizi hangi hayalinizi gerçekleştirmeye adadınız?

 

Hayal kurmak ya da bir şeyi çok istemek ile gerçek bir adanmışlık arasında kalın kalın çizgiler vardır.

Gerçek bir adanmışlık tüm kaynaklarınızı kendinizi adadığınız şeye yönlendirmeniz anlamına gelir. Siz en değerli kaynağınızı neye yönlendiriyorsunuz? İşinize mi? Yoksa hatırını güttüğünüz kişilerin memnuniyetine mi?

Yapmak istediğiniz şeyleri yerine getirmek için en değerli kişisel kaynağınızın zamanınız olduğunu her zaman hatırlayarak verin cevaplarınızı.

Örneğin ben bu yazıyı tamamlamak ve zamanında yayınlayabilmek için annemin ısrarlarına rağmen ziyaretimi kısa kesip geri döndüm. Neden? Çünkü hem size hem de kendime verilmiş bir sözüm var. İşime kendimi adamam gerekiyor ki gerçekten istediğim başarıyı elde edeyim.

Zaman konusunda bir hatırlatma daha yapmak istiyorum:

“Boş zaman” diye bir şey yok. “Boş zaman” kavramı tamamen bir illüzyon. Çünkü vaktimizin her saniyesi ya kendi işlerimiz için, ya başkalarının işleri için ya da “faydasız-boş” işler için harcanıyor… Siz neye, kime harcıyorsunuz zamanınızı?

Vaktinizi harcadığınız şeyler konusunda titiz olun. Cevaplarınız bu titizliği yansıtmaya başlayacaktır.

 

Öncelikli Odağınızı Belirleyin

Bazen hayatın rüzgarı ile bir yaprak gibi savrulmaya başlarız. Bir sürü olay, bir sürü konu bizim üstümüzdedir. Herkes bizden bir şey ister, bir şey talep eder, bir şey bekler…

Böyle parçalanmış ve her yana çekiliyormuş gibi hissediyorsanız bir mola verin ve iyice düşünün… kalbinizin size ne söylediğini dinleyin. Bir zaman ayırıp neye öncelik vermek istediğinize, neye odaklanmak istediğinize karar verin.

Hayatımın bir döneminde herkesin her şeyi benden önce geliyordu. Aman onlar iyi olsundu, ben nasıl olsa bir şekilde baş ederdim, aman onların gönülleri olsundu ben güçlü biriydim, ben sonradan kendi işlerimi hal ederdim…

Dostlar, bilenleriniz biliyor; hayat hiç öyle bir şey değil… bir de bakıyorsunuz ki birileri sizden de aldıkları güç, enerji ve destek ile ilerlemiş, almış başını gitmiş… siz ise hala bir şeylerle baş etmeye çalışıyorsunuz…

Fazladan zamanınız, enerjiniz vs varmış gibi görünen durumlarda bile bu ekstra kaynağı gerçekten nereye harcamak istediğiniz konusunda dikkatli olun. Odağınızı gözden kaçırmayın.

 

 

Odaklanmak, “hayır” demekle ilgilidir. Steve Jobs.

 

 

Bu illa ki bir başkasına hayır demek anlamına da gelmiyor:

Ekstra bir yarım saatim olduğu her seferinde bir seçimle baş başa kalıyorum. Facebook’u açıp, ne olup bitiyor bakmak, youtube’ta takılmak, sevdiğim dizileri izlemek ya da  yazı yazmak, görüşmelerim için hazırlık yapmak veya projelerim üzerinde çalışmak.

İtiraf ediyorum ki her zaman başaramıyorum ama çoğunlukla kendime bile “hayır” diyerek sosyal medya ya da mail açmaktansa sitemi açıp 2 satır da olsa bir şeyler yazıyorum.

Önceliklerimizi bilmek ve bunlara odaklanmak “hayır” dememizi kolaylaştırır.

 

Özür Dilemekten Vazgeçin

“Hayır” cümlelerimize genellikle “Özür dilerim ama…” ya da “Kusura bakma ama..” şeklinde özür dileyen ifadelerle başlarız. Bu çoğumuza kibar bir giriş gibi gelse de alsında sizin cevabınızı zayıflatan bir ifadedir. Zamanınızı korumak konusunda kimseden özür dilemek zorunda değilsiniz. Eğer uygun ise basitçe nedenlerinizi açıklayarak “hayır” diyebilmelisiniz.

Ayrıca özürlerinizi sıralarken aslında konu üzerinde durmaya devam etmiş olursunuz ve karşınızdakinin sizin özürlerinize itirazlar geliştirmesine izin verirsiniz. Açıklama getirip, karşınızdakini rahatlatıp, özür dileyeceğim derken kendinizi “Eh, ne yapayım bu seferlik de senin dediğin olsun.” gibi bir tuzağa sürüklemeyin.

Kendi işleriniz için kullanmanız gereken zamanınızı ve enerjinizi başkasına vermediğiniz için kimseden özür dilemek zorunda değilsiniz.

Cevabınız kesin ve net olsun ve tekrar aynı konuya dönmemeye özen gösterin.

 

Karşıdan gelen baskılara ve ısrarlara karşı kendinizi güçlendirin

Elbette karşı taraf size istediğini yaptırma konusunda ısrarcı olacaktır. Özellikle bizim toplumumuzun “Allah aşkına…” ile başlayan ısrarları ve siz diyet yaparken size yedirmeye çalıştıkları tatlıya Allah’ın adını karıştırmaları direncinizi kırma taktiğinin en yakışıksız yoludur bana göre… Direnmeyi öğrenin.

Israrın nedenini iyi analiz edin. Gerçekten size ihtiyacı var ve sizin dışınızda yardım alabileceği kimse yok mu? Yoksa bu bir güç savaşı mı; “benim dediğim olsun” çabası mı?

 

“Hayır” demeden önce 1-2 dakika bile olsa düşünme payı koyun

Başka söylediğim gibi daha ne olduğunu ve nasıl bir işe bulaştığınızı kavramadan “evet” diyenlerdenseniz kendinize bu kuralı koyun. Konuyu mantıklı bir şekilde değerlendirip cevabınızı öyle verin.

Diğer yandan insanlara hemen “hayır” demektense bazı durumlarda cevap vermek için vakit isteyin. Gelen talebi sakin kafayla değerlendirip ona göre bir cevap verebilirsiniz. Bu önceliklerinize ve kendi isteklerinize göre durumunuzu değerlendirmenizi ve gerçekten teklifi, talebi karşılamak isteyip istemediğinizi netleştirmenizi ve sonradan pişmanlıklar yaşamamanızı sağlar.

Hayır demek dünyanın sonunu getirmez

Arkadaşınızın kahve içme teklifine hayır demeniz, ya da sizden yardım isteyen bir tanıdığınıza hayır demeniz dünyanın sonu değildir. Başka bir kahve arkadaşı ya da başka bir yol bulacaklardır. Siz kendi işlerinize odaklanın.

 

“Hayır” demek üzerinde çalışın

Bu konuyu aşma konusunda ciddi iseniz her şeyde olduğu gibi burada da çalışmanız ve alışkanlık kazanmanız gerekir.

Pratik yaparak gelişen her şey gibi “hayır” diyebilme becerimiz de alıştırma yaparak gelişir. Sık sık hayır deyin, gittikçe kendinizi “hayır” derken daha rahat hissettiğinizi ve daha kolayca “hayır” diyebildiğinizi fark edeceksiniz.

Öncelikle mesajınızın içeriğine odaklanın, üslup konusu kendiliğinden çözümlenecektir. Belki ilk zamanlarda kabalık ettiğinizi düşüneceksiniz ama başkasına söylediğiniz her “hayır”ın kendinize “evet” demek olduğunu fark ettikçe hayır demek kolaylaşacak.

Yukarıda anlattığım başlıklardaki çekincelerimizi, inançlarımızı ve duygularımızı değiştirdiğimizde davranışlarımız da değişiyor. Nasıl bir üslupla, kibarca evet diyeceğimiz ise yavaş yavaş deneyimle öğrenilen bir alışkanlıktan ibaret aslında.

 

Bu başlıklardan size yakın gelenler oldu mu? Neler düşündürdü?  Siz “hayır” deme konusunda neler yaptınız? Yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.

Yorumlar

yorumlar